Öğretmenim Dergisi – Özel Haber

NİL Nida bu Okulda Yaşıyor

Altın Pusula Anaokulu

Eğlendirerek Öğretiyor

Öğretmenim Dergisi
Özel Haber – İstanbul

Bir baba için evladın ne kadar önemli olduğunu, evlat sevgisinin iliklere kadar nasıl yerleştiğini ve evlat için karşılıksız gidilmeyen yer kalmadığını ama çaresizliğin nasıl boyun büktürdüğünü Serdar UŞAKLI’YI tanıyınca daha iyi anlıyorsunuz.Serdar Uşaklı dünyalar tatlısı kızı Nil Nida’yı melun kas hastalığı sonucu kaybeder. Çok sevdiği eşinin ve kendi-sinin vazgeçilmezi Nil Nida hastalığının kurbanı olup,melekler âlemine anne ve babasına şefaatçi olmak üzere uçup gidince UŞAKLI ailesi de onun anısını yaşatmak üzere Altın Pusula Anaokulu’nu kurarlar.

Nil Nida’nın hastalığı süresince mikrop kapmaması için gösterdikleri hassasiyeti bugün hepsini kendi çocukları gibi gördükleri anaokulunun 45 çocuğu için de gösterirler ve Nasa Teknolojisini okullarına taşırlar. Uzay yolculuğuna çıkan astronotların kullandığı teknoloji bu gün okullarında. Bu okulun başında da çocuk gelişim uzmanı ve öğretmeni Ayça Mercan bulunmakta.Konu bize ulaştığında biz bu okulu yakından tanımak, kurucu Serdar Uşaklı ve okul müdiresi Ayça Mercan ile söyleşi yapmak üzere yollara düştük. Uğur Mumcu Mahallesi’nde bulduğumuz anaokulu sıcak, sımsıcak yüzü ile bizi karşılarken hemen belirtelim ki bu anaokulunun en önemli özelliği mutfağı. İsterseniz bundan sonrasını sorularımıza ve kurucu Serdar Uşaklı ile okul müdiresi Ayça Mercan’ın cevaplarına bırakalım:

Ö.D: Altın Pusula Anaokulu olarak sizi tanıyalım, siz kimsiniz? İsminiz nerden geliyor?

S.U: 1982 Gölcük doğumluyum. Eğitim-öğretim hayatıma babamın memur olması sebebiyle birçok farklı ilde devam ettim. Biraz gezdik ondan sonra üniversiteyi İstanbul’da bitirdikten sonra yurt dışında eğitimimi tamamladım ve üstüne psikoloji eğitimi aldım. Türkiye’ye döndüğüm sıra-da bu fikir her zaman vardı ama anaokulu açmak gibi bir fikrim yoktu. 2011 yılında bir kız çocuğum oldu. 1.5 yaşında onu kaybettim. Onun anısına böyle bir şey yapmak istedim açıkçası kendi duygularım üzerine. Altın Pusula’yı kurdum. Altın pusula ismi çocuklara geleceklerinde doğru bir istikamet belirlemek için, onlara bu Altın Pusulayı vermek istedik. Biz onları eğitiyoruz, onları büyütüyoruz, onlara elimizden geldiğince imkânlar çerçevesinde dünyadaki ve Türkiye’de ki güzel birey haline getirmeye çalışıyoruz ve bunu yaparken onların içlerine işlemeye çalışıyoruz bunları. Yani biz olmayacağımız zaman buradan mezun olduklarında doğru yolu görebilecekleri bir eğitim vermeye çalışıyoruz buna da Altın Pusula diyoruz yani ellerine bir Altın Pusula veriyoruz çocuklarımızın. Bu şekilde yetiştirerek bu alttan gelen eğitim ile de hayatları boyunca unutmamasını sağlamaya çalışıyoruz. Bende anaokulu çocuğuyum ve hala hatırlarım o günlerimi. Bu bakımdan bu ismi tercih ettik. Buranın önemi şöyle; benim için burası tamamen kendi içerisinde büyüyen bir okul burada herhangi bir kar amacı gütmemekteyim. Buranın bütün geliri okulun kendi içerisinde harcanmakta elimizden geldiğince gazi çocuklarına, şehit çocuklarına destek vermeye çalışıyoruz gücümüz doğrultusunda.

Ö.D: Altın Pusulada kaç öğretmen ve öğrenciniz var? Sizin diğer okullardan farkınız ne?

S.U: 4 öğretmen ve 45 öğrencimiz var. Biz anaokulu olarak 3-6 yaş MEB’e bağlı kurumuz.

ANAOKULLARININ EKONOMİK OLARAK

SIKINTI İÇERİSİNDE OLMAMASI GEREKİYOR

Buraya geldiğinizde ticareti unutursunuz. Bizim okulumuzda ilk önce para konuşulmaz. Veli bizi değil, biz veliyi ve velinin ihtiyaçlarını dinleriz. Çocuk okula gelsin bir başlasın modunda değil de çocuğunuzu tanıma moduna gireriz. Çocuklarımıza deneme süreci veririz ve alışma evrelerini ücretsiz olarak velilerimize veririz. Anaokulumuzda bu alışma süresi 1 aydır. Bizim burada, merkezimizde çocuklar yer alıyor, buradaki amacımız eğitim odaklı çocuklara ulaşabilmektir. Elimizden geldiği kadar eğitim için eğitim mantığına yer vermeye çalışıyoruz. Bu şekilde bir fark yaratmaya çalışıyorum. Bir anaokulunda olması gereken özellikler bana göre böyle olmalıdır. Biz bu konuda elimizden geldiğince en iyisini yapmaya çalışıyoruz.Ben devletten de şunu bekliyorum açıkçası anaokulların ekonomik olarak sıkıntı içerisinde olmaması gerekiyor.Yani ben burada kreşlere de çok fazla güvenmiyorum bunu da söylemek isterim. Gündüz bakım evleri benim için komik yerler. Denetim açısından şuan da belki güzel şeyler yapabilirler ama var olan sistem içerisinde doğru denetlendiklerine inanmıyorum. Kreş mantığını da çok çözmüş değilim açıkçası. Bu işin tamamen anaokullarının görevi olduğunu ve bunun bir bütün içerisinde verilmesini gerektiğine inanan bir insanım. İki yaşındaki çocuklar için-de veliler çocuğunu bırakabilecek bir yer arayış içerisine giriyor ama anaokulları 3–6 yaş arası hizmet verdiği için bu olayda biz yer alamıyoruz ama kreş alıyor.

Ö.D: Bu NASA teknolojisi nasıl gündeme geldi? Neden?

S.U: Çocuğum hasta olduğu için onu sağlıklı tutmam gerekiyor ve nezle grip bronşit olmaması gerekiyordu. Kas hastalığı vardı ve çok az öksürebiliyordu onun için neredeyse dünyayı dolaştım diyebilirim. Bu evrede ömrünün uzun kalabilmesi için rahatsızlık geçirmemesi mikrop almaması lazım. Bu arayış içerisindeyken biz bu firmayla temasa geçtik. NASA’nın da uzay mekiklerinde RNA ve DNA kökenli mikropları hastalık önemli olduğu için bu cihazları kullandığını öğrendik. Sertifikalarını gördük, bu cihazları aldım ve çocuğum bu hastalık sürecinde daha sıkıntısız devam etti. Ona oda kurdum kaşıkları yemekleri bu cihazlardan geçti. Oradan bir tecrübemiz vardı hala o çocuklara yardım yapıyoruz çok zor bir süreç bu hem psikolojik hem insan ilişkileri arasında çok faktör var bu işin. Yani oradan bir temelle bizde bu teknolojiyle tamamen bir engelleme yapamayız ama elimizden geldiğince tarayıp dışarıdan getirdiği vücudunun üzerinden getirdiği öksürüğü onu yok ediyoruz . Eğer kendi hastaysa püro-zonte devreye giriyor 1 dakika da temizliyor odada. Polen filtrelerimizi kurduk. Nem özellikle çok önemli bizim için bu bağlamda nem dengelerini düzenliyoruz çünkü nem oranları çocukların algılarını çok etkiliyor. Bu şekilde çocuklarımıza rahat bir yaşam ve ortam sağlıyoruz.

Ö.D: Çocukla öğretmenleriniz teması nasıl kuruyor? Mikrobu nasıl anlatıyorsunuz çocuklara?

Ayça Mercan : 3-6 yaşa hizmet ettiğimiz için o yaştaki çocuklar teması seviyor, dokunulmaktan hoşlanıyorlar. Çocuklarla göz teması bizim için önemli onların hizalarına inip konuşuyoruz. Zaten öğretmenin sınıf içerisinde bir masası ve sandalyesi yoktur, her alanda çocukla birliktedir mindere oturulacaksa birlikte otururlar.

Ö.D: Sınıflarda kaç öğrenci var?

Sınıflarımızda 1 öğretmen ve 1 de yardımcı öğretmen vardır. Yardımcı öğretmen çocuğu karşılıyor, sınıfa alıyor. Akşam geçirirken sınıf öğretmeni çocuğu geçiriyor, veliye gün içerisindeki bilgiyi verebilmek için. Çocuklar hiçbir ortamda yalnız kalmıyorlar. 3-6 yaş arası çocuklarda görsel hafıza daha kuvvetlidir. Bu yüzden mikrobu çocuklara video yoluyla anlatıyoruz. Mikrobun önce nasıl oluştuğunu, nasıl ellerimizi yıkamamız gerektiğini hijyen kurallarını anlatıyoruz. Mikroskoba baktılar ve mikropları gördüklerinde tepkiler verdiler ilk önce izlediler yorumladılar ve beyin fırtınası yaptılar bunu tartıştık ardından deneyler yaptık aslında eğlenerek öğrendi çocuklar.

 

Ö.D: Çocuklara cinsel eğitimi nasıl veriyorsunuz?

ÇOCUKLARIN BİLİNÇLENMESİ İÇİN CİNSELLİK EĞİTİMİ

MÜFREDATA EKLENMELİ

A.M: Biz bunları nasıl yapmaları gerektiğini nasıl bağırmaları gerektiğini öğrettik. Hangi bölgelerin hassas olduğunu öğrettik. İyi dokunuş ve kötü dokunuşun olduğunu anlattık. Bunların geri dönüşlerini velilerimizden aldık ve bu konular senede bir kere işlenerek, bu gibi konular pekiştiriliyor. Okulumuzda iki ayrı lavabo var. Kız çocuklar ve erkek çocuklar aynı anda lavaboya girmiyorlar. Okulumuzda uzman pedagog da var bizim. Yaş aralıklarına göre çocukların cinsel organları üzerinde bebeklerde koyuyoruz oyun köşelerine. Yani cinsel kimlikleri bu yaşta oturuyor zaten mutlaka anlatılıyor hikâyelerle destekleniyor, görsellerle destekleniyor. Vücudumuzu tanıyalım diye bir durum var zaten. Bunların hepsi işlenirken rutin bütün organlara değiniliyor. Tabii ki bunlar anlatılırken çocukların algısı doğrultusunda ve anlayabileceği şekilde anlatılıyor. Türkiye’ye baktığımız zaman devletin müfredatları verirken çok dirayetli olması gerekiyor. Güzel bir eğitimle cinsellik üzerine paket halinde cinsellik eğitimini müfredata sokmaları gerekmektedir. Devletin kamu spotu şeklinde, televizyonlarda ve eğitim mecralarında cinsellikle ilgili bir şeyler yaptığını göstermeleri gerekiyor.

Ö.D: Yabancı dil eğitiminde nerdesiniz? Ve ne yapıyorsunuz?

A.M: Anaokulumuzda yabancı dil İngilizcedir. Kurumumuzda tam zamanlı İngilizce eğitimimiz var. Sadece İngilizce eğitimimiz yok farklı branşlarımız var ve hepsi için farklı uzman öğretmenlerimiz var. İngilizce haftada 3 gün MEB müfredatıyla anlatılır ve uzman öğretmenlerimiz sınıf öğretmeniyle anlaşmalıdır. 1 ay önce sınıf öğretmeni gelir o konuyu İngilizce olarak anlatır. Çocuklara oyun içerisinde öğretiliyor tüm branşlar.

EV USULÜ MUTFAK

Organik beslenmeden bahsetmek istiyorum mütevazı olamayacağım bir konudur mutfak konusu. Biz, tamamen ev usulü olarak yoğurdumuzu kurumda mayalarız, salçamız, eriştemiz, tarhanamız, kuskusumuz bunların hiç biri marketten alınmaz. Balı arı çiftliğinden bizzat kendim alırım gidip dayımın çiftliğinden. Ben iki çocuk annesiyim. Bu yüzden önce anne, sonra öğretmen ve son olarak kurumda idareciyim. Kendi çocuğumuza yedirmeyeceğimiz bir şeyi kurumumuzda bulunan hiçbir çocuğa da yedirmeyiz. Kendi çocuğumuzu emanet etmeyeceğimiz bir eğitmene velilerimizin de çocuklarını emanet etmeyiz. Kurumumuzda bulunan mutfak tamamen ev usulüdür. Yemek listelerimizde mevsimine uygun sebze ve meyveler dikkate alınarak hazırlanır.

Ö.D: Öğretmenleriniz öfke ve sinir testinden nasıl geçiyorlar?

A.M: Uzman psikologumuz sayesinde personel görüşmelerine psikologumuzu da davet ediyorum ve birlikte konuşuyoruz. Öğretmenler ile görüşmelerimizde kendilerini sorgulanıyor gibi hissetmez. Görüşmelerimiz sohbet havası içinde gerçekleşir.

BEN BURDA SEVGİ ALIYORUM BAŞKA GAYEM YOK

A.M: Anaokulu ciddiyetinin olmadığına hatta olmaması gerektiğine inanıyorum. Bizim amacımız çocuklar buraya gelirken okula gelir gibi değil oyun bahçesine gelir gibi hevesli olmalarını sağlamaktır. Buradan çıkan çocuklara baktığınız vakit gitmek istemezler. Çünkü onlar okula aşık oldular. Onlar için de üzülüyorum çünkü okula başlayıp buradan ayrılacaklar. Buna da hazırlıyoruz öğrencilerimizi. Mezun olan çocuklarımız ders çalışmak için bize geliyorlar. Bu çok güzel bir duygu. Bu işi yapmamın sebebi ben burada sevgi alıyorum başka bir amacım yok.

Ö.D: Benim sormadığım ama dergimiz vasıtasıyla gündeme getirmek istediğiniz herhangi bir konu var mı?

A.M: Bizim gibi butik kurumlar açısından aynı sıkıntının var olduğunu düşünüyorum. MEB’de Milli Eğitime bağlı özel anaokulu olarak biliniyoruz. Özel okuluz ama kolej değiliz ve kolejler ile bir tutulmak istemiyoruz. Şu anlamda bir tutulmak istemiyoruz: Kolejlerin çok daha fazla hakları var. Veli anlamında, ücretler anlamında ve her açıdan. Bizim gibi butik anaokulları kolejler gibi desteklenmiyor resmi merciler tarafından.